Donut Ekonomisi Nedir?
Bir ekonomik sistem hayal edelim: İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılıyor, herkes için eğitim ve sağlık var, güvenli barınma var, adil gelir dağılımı var, karbon salımı kontrol altında, su kaynakları ve biyoçeşitlilik kaybolmuyor. Kulağa çok güzel geliyor değil mi? Donut Ekonomisi tam olarak bu fikrin adı.
Bugün hâlâ başarıyı çoğu zaman büyüme ile ölçüyoruz: Daha çok üretmek, daha çok tüketmek, daha çok kazanmak… Fakat büyüme tek başına iyi yaşam getirmiyor. Bugün hepimizin farkında olduğu gibi gelir artarken eşitsizlik de artabiliyor veya üretim artarken iklim krizi hızlanabiliyor. Donut Ekonomisi bu çelişkiye bakıp “Ne kadar büyümeli?” yerine “Nasıl yaşamalı?” diye soruyor.
Peki, Donut Ekonomisi tam olarak nedir, ne anlatır, nasıl bir çerçeve sunar? İnsanların ihtiyaçlarını karşılayan, ama gezegenin sınırlarını aşmayan bir ekonomik düzen kurmak nasıl mümkün olur? Bugünkü yazımızda tüm bu soruları derinlemesine ele aldık. Keyifli okumalar!
Donut Ekonomisi, Türkçe'ye çevrilmiş haliyle "Simit Ekonomisi", İngiliz ekonomist Kate Raworth’un geliştirdiği bir çerçeve. Donut Ekonomisi, bir toplumun insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar güçlü olurken aynı zamanda gezegenin ekolojik sınırlarını aşmadan yaşamasını hedefleyen bir ekonomik yaklaşımdır. Amaç bir denge kurarak herkes için adil, sürdürülebilir ve güvenli bir yaşam alanı yaratmaktır.
Donut şekli basittir. Bu basitlik, fikirlerin zihinlerde net yer etmesini sağlar. Donut’un ortasındaki boşluk, toplumun temel ihtiyaçlarda geride kaldığı yeri temsil eder: Yoksulluk, sağlığa erişememe, eğitimden kopma, güvencesiz iş, eşitsizlik, temiz suya erişim sorunu, güvenlik açığı. Raworth’ün metaforuna göre, bu boşluğa düşmek, sosyal tabanın altına inmek demektir.
Donut’un dış çemberi ise ekolojik tavanı anlatır. Yani gezegenin taşıma kapasitesi: toprak kullanımı, tatlı su rezervleri, biyoçeşitlilik, okyanus kirliliği gibi başlıklar da bu tavanın parçasıdır. Bu başlıkların önemli bir kısmı “gezegenin sınırları” çerçevesiyle tartışılır. Stockholm Resilience Centre bu çerçevenin en temel referanslarından biridir.
İşte Donut Ekonomisi bu iki riski aynı anda ciddiye alır. Bir yanda sosyal çöküş, diğer yanda ekolojik çöküş. Donut’un arasındaki alan ise “iyi yaşamın” mümkün olduğu alandır. Ne eksik, ne fazla, denge içinde. Peki Raworth’ün 2012’de geliştirdiği bu teorik model neden bugün giderek popüler bir terim haline geldi?
Çünkü aynı anda birden fazla kriz yaşıyoruz: İklim krizi büyüyor, şehirlerde yaşam pahalılaşıyor, genç işsizliği pek çok ülkede kronikleşiyor, gıda fiyatları dalgalanıyor, enerji arzı siyasileşiyor. Bu tablo, tek bir göstergenin yeterli olmadığını hissettiriyor. Sadece kişi başı gelir yükselsin diye uğraşmak yetmiyor. Gelirin hangi koşullarda üretildiği ve kimin hayatına nasıl dokunduğu da önemli.
Bu yüzden Donut Ekonomisi, refah kavramını yeniden tanımlamak isteyenlerin eline iyi bir araç veriyor. Ayrıca sosyal standartların ne olabileceği konusunda da Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları gibi küresel referanslara yaslanıyor.
Donut Ekonomisi’nin kalbinde iki sınır var. Biri insanı diğeri gezegeni korumaktan geçiyor. Raworth, bu ikisini birlikte düşünmediğimiz sürece iyi yaşam fikri hep eksik kalır, diyor. Çünkü sadece doğayı korumaya çalışıp insanı ihmal edebiliriz. Ya da tam tersi, insanın refahını artırmaya çalışırken doğayı geri dönülmez biçimde yıpratabiliriz.
Sosyal taban, herkesin hakkı olan asgari yaşam standardını temsil eder. Sağlık hizmetlerine erişim, nitelikli eğitim, güvenli barınma, temiz su ve enerji, insana yakışır iş, temsil hakkı ve eşitlik gibi başlıklar bu tabanın içinde yer alır. Burada kritik olan, sosyal tabanı bir “yardım listesi” gibi değil, hakların zemini gibi okumaktır. İnsanların sistemin dışında kalmadığı bir düzen kurmak gerekir.
Ekolojik tavan ise gezegenin sınırlarıdır. Yani doğal sistemlerin kaldırabileceği yükün üstüne çıkmamak demektir. Karbon salımı, biyoçeşitlilik kaybı, tatlı su kullanımı, arazi kullanım değişimi gibi başlıklar bu sınırın parçasıdır. Gezegenin sınırlarını aşmak sadece çevresel zarar üretmez. Ekonomik kırılganlık da üretir. Çünkü iklim şokları gıda fiyatlarını oynatır, kuraklık tarımı vurur, aşırı sıcaklar şehirlerin maliyetini artırır, seller altyapıyı bozar. Bu yüzden ekolojik tavan aslında sistem güvenliği meselesidir.
Donut’un arası, hem sosyal tabanın üstünde kalmayı hem de ekolojik tavanı aşmamayı ifade eder. Donut Ekonomisi’nin en büyük iddiası şudur: Ekonominin amacı büyümek değil, iyi yaşamı mümkün kılmaktır.
İlk prensip, hedefi değiştirmektir. Amaç büyüme değil, insan ve gezegen refahıdır. İkinci prensip, büyük resmi görmektir. Ekonomi doğanın içinde yaşar. Doğa bozulursa ekonomi de bozulur. Üçüncü prensip, insanı doğru tanımlamaktır. İnsan sadece çıkar peşinde koşan bir varlık değildir. Dayanışma kurar, kurallara uyar, paylaşır. Dördüncü prensip, ekonomiyi makine gibi görmemektir. Ekonomi karmaşık bir ağdır. Bir yerde yaptığınız değişiklik, başka yerde sonuç doğurur.
Beşinci prensip, eşitliği sonradan düzeltmek yerine baştan tasarlamaktır. Vergi sistemi, eğitim erişimi, ücret politikası, bakım emeği gibi konular eşitsizliği doğrudan şekillendirir. Altıncı prensip, döngüsellik kurmaktır. Al, üret, tüket, at yaklaşımı yerine, uzun ömürlü tasarım, yeniden kullanım ve geri kazanım hedeflenir. Yedinci prensip, büyüme bağımlılığını azaltmaktır. Ekonominin her yıl daha çok büyümeden ayakta duramadığı bir yapı kırılgandır, Donut Ekonomisi daha dayanıklı bir düzen kurmaya çalışır.
Donut Ekonomisi’nin prensipleri hakkında daha fazla bilgi almak için Leeds Üniversitesi’nin bu çalışmasına göz atabilirsiniz.
Donut Ekonomisi teori gibi görünebilir. Ama bazı şehirler bunu pratik bir araç olarak kullanmaya başladı. En bilinen örneklerden biri Amsterdam. Amsterdam, Donut’u şehrin hem yerel ihtiyaçlarını hem de küresel etkilerini birlikte anlamak için kullandı. Bu yaklaşım “Amsterdam City Doughnut” adıyla anlatılıyor. Şehrin tüketim alışkanlıklarının başka coğrafyalarda doğaya ve emeğe nasıl dokunduğu da bu çerçevenin içine dahil ediliyor. Amsterdam bu yaklaşımı döngüsel ekonomi hedefleriyle de birleştiriyor. İnşaat gibi yüksek etkili alanlarda malzeme kullanımını azaltmak, yeniden kullanımı artırmak ve atığı düşürmek gibi somut hedefler öne çıkıyor. Bu da Donut Ekonomisi’nin soyut kalmadığını gösteriyor: planlama diline dönüşebiliyor.
Kopenhag örneği politik açıdan dikkat çekici. Çünkü burada Donut yaklaşımı şehir meclisi gündemine taşınmış, oylama ile benimsenmiş ve şehir için model haline getirilmesi yönünde adım atılmıştır. Bu da Donut’un sadece teknik bir model değil, siyasi bir yön seçimi olduğunu gösterir.
Bu şehir örnekleri bize şunu söylüyor. Donut Ekonomisi iyi kurulduğunda planlamaya, ölçüme ve önceliklendirmeye dönüşebiliyor.
Bu iki kavram sık karıştırılıyor. Ama aynı şey değiller. Döngüsel ekonomi, kaynakları mümkün olduğunca uzun süre sistemin içinde tutmayı hedefler. Üretip tüketip atmak yerine, yeniden kullanım, onarım ve geri dönüşüm gibi yöntemlerle atığı azaltır. Bu yaklaşımın güçlü referanslarından biri Ellen MacArthur Foundation’dır.
Daha fazla bilgi için Döngüsel Ekonomi Nedir? adlı yazımızı okuyabilirsiniz.
Donut Ekonomisi ise daha geniş bir çerçeve sunar. Sadece kaynakları döngüye sokmayı değil, aynı zamanda toplumsal adaleti de merkeze alır. Çünkü çevre dostu çözümler bile bazı gruplar için pahalı olabilir. Ya da dönüşümün maliyeti adil paylaşılmayabilir. Donut yaklaşımı bu yüzden “kim için sürdürülebilirlik?” sorusunu sorar. Döngüsel ekonomi Donut’un içinde çok güçlü bir araç olabilir. Ama Donut’un tamamı değildir.
Donut Ekonomisi sadece şehirler için değildir. Şirketler için de net bir ayna sunar. Çünkü şirketler hem sosyal tabanı hem ekolojik tavanı etkiler. Bir şirket adil ücretle, kapsayıcı istihdamla, güvenli çalışma koşullarıyla sosyal tabanı güçlendirebilir. Aynı zamanda yüksek karbon salımıyla, su tüketimiyle, atık üretimiyle ekolojik tavanı zorlayabilir.
İş modelin kime fayda sağlıyor ve hangi bedeli üretiyor?
Donut yaklaşımında bu soru şuna dönüşür:
Yarattığın değer, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamaya katkı sağlarken gezegenin sınırlarını aşmadan mı üretiliyor?
Donut Ekonomisi güçlü bir çerçeve sunar. Ama uygulanması zordur. En temel eleştiri, modelin idealist bulunmasıdır. Çünkü aynı anda iki hedefi başarmak ister. Sosyal refahı artırmak ve ekolojik sınırları aşmamak. Bu iki hedefi bir arada yürütmek, sadece teknik kapasite değil, siyasi uzlaşı da gerektirir.
Bir diğer tartışma ölçüm konusudur. Sosyal taban ve ekolojik tavan kavramları nettir. Ama hangi göstergelerin seçileceği, verinin nasıl toplanacağı ve hangi hedeflerin önceliklendirileceği her yerde farklıdır. Bu yüzden yaklaşım, bağlama göre uyarlanan bir izleme sistemi gerektirir. Akademik dünyada da bu çerçeve farklı göstergelerle güncellenerek tartışılıyor.
Gelişmekte olan ülkeler açısından bir başka soru daha vardır. “Zengin ülkeler yıllarca büyüdü, doğayı tüketti, şimdi bize büyümeyin mi deniyor?” Bu soru meşrudur. Donut Ekonomisi’nin adalet iddiası tam burada sınanır. Çünkü adil dönüşüm, herkese aynı şeyi söylemek değildir. Herkesin başlangıç koşulunu kabul etmek ve yükü buna göre paylaştırmaktır.
Adil dönüşüm hakkında daha fazla bilgi için bu yazımıza göz atabilirisiz.
Donut Ekonomisi teorisinin büyüme karşıtı olduğu tartışması da mevcut. Ancak Donut Ekonomisi büyüme karşıtı değildir, sadece büyümeyi ekonominin odağından çıkarmak gerektiğini söyler. Bazı alanların büyümesi şarttır ancak bazı alanların küçülmesi de şarttır. Donut, büyümeyi amaç olmaktan çıkarıp, insan ve gezegen refahını hedefe koyar.
Donut Ekonomisi’nin en değerli yanı şunu hatırlatmasıdır. Ekonomi hayatın kendisi için var. Hayat ekonomi için değil. Bu yüzden ekonomiyi yalnızca büyütmeye çalışmak değil, daha adil ve daha dayanıklı hâle getirmek gerekiyor. Donut Ekonomisi sosyal adaleti ve gezegen sınırlarını aynı çerçevede topladığı için güçlü bir kavramsal çerçeve haline geldi. Bugün yaşadığımız krizlerin çoğu zaten bu iki alanın birlikte yönetilememesinden çıkıyor. Bu yüzden Donut Ekonomisi bir trend değil, bir “geleceğe dair daha doğru sorular sorma” biçimi. Çünkü geleceğin ekonomilerini şekillendirirken hem sosyal adaleti hem de gezegenimizi düşünmemiz şart.
Web sitemizde aktif bir kullanım deneyimi ve iyileştirme çalışmalarımız için zorunlu, foknsiyonel, analitik ve pazarlama çerezleri kullanmaktayız. Çerezlerin kullanımına ilişkin detaylı bilgi almak için Çerez Politikamızı inceleyebilir, tercihlerinizi değiştirebilir veya tüm çerezleri kabul ederek ilerleyebilirsiniz.
Çerez Tercihlerim
Web sitemizde aktif bir kullanım deneyimi ve iyileştirme çalışmalarımız için ziyaretçilerimizin tercihlerinin değerlendirilmesi amacıyla çerez kullanmaktayız. Kullanmakta olduğumuz çerezlerden sitenin çalışması için gerekli olan gerekli ve fonksiyonel çerezler dışında analitik ve pazarlama çerezleri siz etkinleştirmedikçe kullanılmayacak olup, vermiş olduğunuz onayınızı istediğiniz zaman geri alabilme imkanınız bulunmaktadır. İşlenmesine izin verdiklerinizi işaretleyebilir, çerezlere ilişkin daha detaylı bilgi sahibi olmak için metnimizi inceleyebilirsiniz.
Web sitemizin fonksiyonel ve güvenli bir şekilde çalışması için kullanılan çerezlerdir. Bu çerezlerin kullanılamıyor olması web sitesinin işleyişini etkilemektedir.
Web sitesi içeriklerinin uygun ve güvenilir şekilde kullanımı ile müşteri memnuniyetini arttırmak adına yapılan geliştirmeler için kullanılan çerezlerdir. Bu çerezlerin kullanımı ile yalnızca site içeriklerinin uygunsuz kullanımı engellenmektedir.
Web sitemizi nasıl kullandığınızla ilgili bilgiler toplayarak sitemizi geliştirmemize yardımcı olması için kullanılan çerezlerdir.
Müşteri memnuniyeti ile satış ve pazarlama faaliyetlerimizin arttırılması için kullanılan çerezlerdir.